8 Şubat 2019 Cuma

DOKSANALTINCI YIL UNUTULMAZ

 Her yıl Ocak ayının 30'u,  biz Lozan Mübadilleri Vakfı üyeleri, dostları ve göç yollarınındakilerin acılarını  duyumsayan tüm insanlar için farklı bir gündür. Doksanaltı yıl önce imzalanan 'Mübadele' sözleşmesi ile değişen yaşamların etkilerini taşıyan tüm kuşaklar bir arada olmak ister. 
Vakıf olarak bu yılki etkinliklerimize 19 Ocak Cumartesi Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezinde '' Hasretim İstabul-İstanbul Rumlarının Göç Öyküleri ve İstanbul'a Özlemleri'' sergisiyle başladık. Konuklarımızın anlatılarıyla renklenen gönüllü nöbetlerle desteklenen sergide aynı zamanda 'Mübadele' hakkındaki kitapları da görmek hoştu. 

Barış Manço Kültür Merkezi biz LMV koristleri için ayrı bir anlam taşır. Bu yıl üçüncü kez bu mekandaydık. Ve geçen yılki gibi salon yine bir çok dinleyicimizin dışarda kalmasına neden olacak denli doluydu. Merkezin müdüresinden başlayarak tüm elemanlarına içten teşekkür ediyoruz  tüm çabalarıyla etkinlikler boyunca yanımızdaydılar. Bir teşekkür de depodan tüm sandalyeleri dağıtan Can'a. Kendine yer kalmasa da diğerkamlık kanıtıdır, eylemi. Ve sevgili Mürüvvetcim, İzmir'den gelip çekimlerni, güler yüzlü desteğin içn sağol.      

Provalarımız bizim Vakıf ofisimizin artık bize küçük gelse de, gönül birliğiyle paylaştığımız çok işlevli odasında gerçekleşir. bu oda (hep yazarım) çok işlevlidir; Sefer bey'in sekretaryası/ yönetim ya da genel kurul toplantı odası/ aylık konferans mekanı/ haftaiçi üç akşam Yunanca dersliği/Salı akşamları LMV koro prova salonu. Bir de minik de olsa mübadil fotoğraflarının sergi yeridir. 

Bu kışın grip salgını nedeniyle bizler her provada biraz daha eksilen seslerimize karşın kalan sağlar işe yarar bakış açısıyla, ekmek kavgası, sınav telaşı ve uykusuz kalan sevgili müzisyenlerimizle, arada doğumgünlerimizi kutlayarak, ev mut3ffaklarından seçmelerle beslenerek geldik 25 Ocak'a.

Tülin Karadağ Eldener'imiz bize kırmızı gül- broşlar hazırlamıştı bu konserimiz için . Gerçekten de daha sonra fotoğraflara baktığımızda sahnede görüntümüz çok iyiydi Sağolsun Tülin ablamız.  Başrolde  o kalabalık ve havasız salona direnip bizi izleyen harika izleyicimiz, coşkusuyla hepimizi coşturan şefimiz Garip Mansuroğlu, son anda işten yetişip solosuna çıkanlarımız, güzel sesleriyle tüm solistlerimiz, emek verip tüm şarkıları yüreklerinden okuyan koristlerimiz  ve kendi açımdan bir ilk yaşayıp koro şarkılarımızın sunumunu yapan bendeniz unutulmayacak bir iki saat geçirdik.

26 Ocak Cumartesi Vakıf Mübadele söyleşilerinin konuğu dördüncü kuşak mübadil genç akademisyen Yonca Cingöz ''Bir Mübadil Ailenin Postbelleği: Göç, Mülksüzleşme ve Toplumsal Cinsiyet'' konusunda sunum yaptı. 

Ertesi gün  sıra Çatalca Nazım Özbay Kültür Merkezinde, Prof. Kemal Arı, Prof. Elçin Macar Ve LMV Genel Sekreterimiz Sefer Güvenç'in konuşmacı olduğu ''Çatalca ve Mübadele'' konferansındaydı.            

30 Ocak sabahı ARTI1 TV kanalında Nazım Alpman'la Sefer Güvenç'in Mübadele söyleşisini izlemek pek çok insan için çok aydınlatıcı olmuştur görüşündeyim Aynı akşam yine Barış Manço Kültür Merkezinde  ''Mübadele - Gidenler, Gelenler ve Kalanlar'' başlıklı bir panel vardı. 

Günlerden 2 Şubat Cumartesi. Gökyüzü ve Gürpınar sahili mavi, ellerde kırmızı karanfiller, yüreklerde yitirdiklerimizin anıları, esen rüzgara, dalgalara karşı ''Bülbülüm Altın Kafeste'' söylüyoruz. Sonra aramıza belediye başkanımız  Ekrem İmamoğlu katılıyor. Onunla ve diğer katılımcılarla tüm özlediklerimiz için '' Vardar Ovası'' selendiriyoruz ta içten...

Evet, Gürpınar sahili o gün tüm katılımcılarıyla( bu yılki anmada kardeşim ve kuzenimle birlikte olmak çok güzeldi)  ve yetmiş bir mübadil STK'nın ortak bildirisiyle yine tüm insanlığa seslendi. Hep birlikte gerçekten örnek bir merkez olan Beylikdüzü ATATÜRK Kültür ve Sanat Merkezine gittik aynı günün sunumu, paneli ve sonrasındaki konserimiz için. 

Vakfımızın Dış İlişkiler Koordinatörü ve gönüllümüz Sula Aslanoğlu ''Gürpınar'dan Yenice-i Vardar'a'' başlıklı sunumu ve sonrasında Prof Kemal Arı ve Paschalidis Valsamidis'in katıldığı paneli izleyen  ''İki Kere Yabancıydılar'' sergisinin açılışıyla dopdolu bir gün geçti. Saatler  18.00'i gösterirken biz koro olarak bu kez suyun iki yanını sembolize eden mavi fularlarımızla sahnedeyiz. Bu kez bize eşlik eden sevgili Müge ve Emre Toker'in emek verdiği Çatalca  Bir Sandık Bin Emanet'in harika dansçıları da bizimle. 

Dinleti ve halkoyunlarının yörede en sevilen örnekleri, Lütfü Karadağ'ımızı andığımız Samyotissa ve işte bu etkinlik de bitti. 

Gürpınar Trakyalılar ve Rumelililer Derneği başkanı Tarık Küçük ve üyeleri, Evimiz Beylikdüzü Derneği ve Beylikdüzü Belediyesi bizi o sıcacık konukseverlikleriyle akşam yemeğinde de ağırladılar. Sağolsunlar. Daha nice anmalarda buluşalım.     

3 Şubat akşamı Armada Otel'de gelebilen tüm dostlarla geleneksel yemeğimize katıldık. gecenin en anlamlı anı sevgili Müfide Pekin'e onursal başkanlığın takdimiydi. Kurucu üyelerden Füsun Çeliker de oradaydı. Kurucu başkanımız Sayın İbrahim İşler'in eşi Sabriye hanımımıza verilen armağanın da manevi değeri çok önemliydi. Lale Sanalan'ımızın jesti unutulmaz. 
Koromuzun genç solistleri, Zigoş dansları, çekilişlerle bir yemek daha geçti.  

Hepinizi 09 Şubat Cumartesi saat 14.00'de derneğimizin sevgili başkanı Esat Halil Ergelen'in ''Mübadele Karikatürleri'' konulu sunumuna bekliyoruz. 

Biz LMV korosu olarak yine yeni dinletilerimiz için ve hepsinden daha kalıcı olacağını düşündüğümüz Kalan Müzik'den çıkacak, suyun iki yanına özgü ortak türkü ve şarkılardan oluşan CD'mizin hazırlıklarında olacağız  

Esen kalın. Yüreklerimiz sevgi ve barış dolu bir dünya için atsın.     

    


     



    

       

22 Ekim 2018 Pazartesi

SAHNEDEYDİ ORTAK ÖYKÜLER


İyi haberlere özlem duyduğumuz zamanlardayız uzun süredir.  Biz Lozan Mübadilleri Vakfı Korosu  olarak çok güzel, çok anlamlı bir etkinliğin  içinde yer aldık ve bunu  yazmak, paylaşmak istedim karamsarlığa ve umutsuzluğa direnmek için. 

Koromuzun genç ve çalışkan şefi sevgili Garip hocamız bizi toplantıya çağırdı Eylül başında. Vakfımızın genel sekreter ofisi/ konferans salonu/dersane/ koronun zaman zaman 30 kişiyi aşan nüfusunu barındıran çok kimlikli odasından içeriye gözleri ışıl ışıl bir genç girdi.  Ve biz  hem sevgili Ozan Baysal'la hem de onların 'mübadele' projesiyle o gün   tanıştık. Öyle içten anlattı ki  ben de aynı içtenlikle anlatıcılardan biri olmak isteğimi aktardım. Çünkü  konu benim çocukluğumda babaannemden dinlediğim  vatandan ayrılık ve yeni vatana yolculuğun iki taraftan anlatımıydı. 

Bizim büyüklerimizin göç öyküsü 30 Ocak 1923'de Türk ve Yunan taraflarınca Lozan'da  imzalanan Türk-Rum Nüfus Mübadele Anlaşması ile başlamıştı. Diğer göçlerden farkı iki devlet arasındaki resmi anlaşmaya dayalı ve zorunlu  olmasıydı.   

Savaşlar ve göçler hiç bitmedi ve günümüzde de tüm acısıyla, perişanlığıyla ve her yaştan can kayıplarıyla yoğun şiddette sürüyor. Medyanın ve yüksek teknolojinin yayılmacı politikasıyla belleklerimize görselliğin doruğunda kazınıyor. O yüzden antlaşmadan 60 yıl sonra doğmuş gençlerin 'mübadele'  konusunda eser sunmaları çok önemli, çok değerli her açıdan. 

Etkinlikten üç gün önce biz anlatıcılar ilk provamızı yaptık ve yeni tanıştığımız arkadaşlarımızla  Despina  ve Ayşe'nin öykülerini birbirimizden dinlerken hüzünlendik. 

Cuma günü ilk genel provamız unutulmaz anlarla dolu geçti.
Biz LMV korosu olarak Türk-Yunan dostluğuna ve mübadil aile anılarına destek vermek için onlarca konser verdik. Ortak şarkılarımızı diğer koroların üyeleriyle kolkola, omuz omuza söylerken birlikte hüzünlendik, ağladık. Konser sonrası kurulan sofralarda dostluğa birlikte güldük, neşelendik. Ama bu prova çok farklıydı. 

İlk kez akademik bünyede, profesyonel sanatçılarla ortak sahne alacaktık. Bestecimiz Recep Gül, proje yürütücümüz Ozan  Baysal, orkestra şefi Murat Cem Orhan, sahne amiri  Cesur Özdemir, orkestranın üyeleri, Garip hocamızla koromuz, onlara ve biz anlatıcılara  eşlik edecek müzisyenler ve iki sopranomuz ilk kez bir araya geldik ve sahne akışına uygun olarak provaya başladık.

Sopranolarımız Canan Özgür ve Lito Messini aryalarıyla bizi o günlere götürdüler, çağıldayan sesleriyle. Müzik büyüleyiciydi. Koromuz ilk kez çalıştığı müzisyenlerle hiç zorluk çekmeden beş ortak parçayı seslendirdi. Bunda hocamızın çabasının ve tükenmeyen eneerjisinin payını da vurgulamak gerek. Biz anlatıcılar öykülerimizle etkiledik dinleyenlerimizi. Ben Sula ile aynı öyküyü seslendirdiğim için çok rahattım provalarda. İkimiz de LMV gönüllüsüydük yıllardır.   

Cumartesi öğleden sonra 600 kişilik Mustafa Kemal Amfisi'nde son provamızı yaptık. Amatör  ve profesyonel olarak hepimiz büyük bir heyecan içindeydik. Sevgili soprano Lito'nun ikramı lokumlar, Alexandros'un çukulata servisi, çay, kahve ve kurabiyelerle dolu masa ortak oldu coşkumuza.

Ve sahne... Nefeslerimizi tutarak  dinledik sırası gelen arkadaşlarımızı. Tüm izleyiciler de sahneden yayılan hüzne, sopranolarımızın lirik yorumlarına, koromuzun tüm parçaları mübadele ruhuna uygun seslendirişine, müzisyenlerimizin biz anlatıcıların öykülerine kanun, ud, kemança ve bağlamayla eşliklerine büyük bir sessizlikle katıldılar. 

Sula ve benim sıram Lito'nun 'Üç Bin Ruh' aryasından sonraydı. Canım kuzenim Gülru'nun sesi sanki sonsuzluktan yankılanıyor, babaannemin anıları Ayşe ve Despina'nın memleketlerine son bakışlarını anlatan  bölümümüzde yeniden canlanıyordu. Belki de o nedenle gözler doluyordu...

Benim için bir düşün gerçekleşmesiydi aile öykülerimizin hüznünü  sahnede paylaşmak. Hele  bunu gencecik canlarla iki dilde ve iki yakanın ortak öyküleriyle ortak sahnelemek unutulmazdı.  Sevgili Ozan, Recep ve Alexandros ne iyi ettiniz, bu projeyi hayata geçirdiniz. Konuşmalarınızda  projenin başında Lozan Mübadilleri Vakfı'ndan aldığınız destekten de söz etmeyi unutmadınız.  

Seyircimizin o güzelim alkışlarından, kutlamalarından da güç alarak dilerim: Daha nice sahnelemeler olsun ve nice eserleriniz bu dünyaya  güzellik, dostluk eklesin müziğinizle. 

Ve son söz: Sevgili  koro şefimiz Garip M. Mansuroğlu senin dostlukların ve azminle bu projede yer aldık. Yürekten dilerim senin ve koromuzun çok istediği CD kaydımız  sevenlerimizin de desteğiyle en kısa sürede gerçekleşsin...            
       

    

21 Nisan 2018 Cumartesi

GENÇLER VE MÜBADELE PROJELERİ



Gençler umudumuz ve geleceğimiz. Onların bakış açılarıyla hazırladıkları çok anlamlı bir etkinlikteydik iki gün önce. 30 Ocak 1923 tarihinde  Lozan Antlaşması ile karar verilen nüfus mübadelesi ile ilgili hazırladıkları programa katıldık, Lozan Mübadilleri Vakfı ve Derneği  olarak. 

Etkinliği geçmişi 235 yıla dayanan Saint Benoit Fransız Lisesi'nin sosyal bilimler projesinde yer alan öğretmen ve öğrenciler hazırlamıştı. İnce ayrıntılara özen gösterilerek karşılanan konuklar, yemyeşil bahçeden Silhouette salonuna alındık. İki öğrencinin sunuş konuşmasından sonra okulun Fransız ve Türk müdürleri iki dilde yaptıkları konuşmalarında emek veren tüm öğrenci, öğretmen ve vakfımıza ve onur konuğuna teşekkür ettiler  
  
Etkinliğin onur konuğu İlber Ortaylı idi. Tarihçi kimliği ve engin bilgisi, derin kültürü ile gündemi mükemmelce harmanlayan bilim insanını konuşurken izlemek ayrıcalıktı. Dernek başkanımız Esat Ergelen canlı yayınla, Necmettin Güvenç kamerasıyla, Berivan Yıldız fotoğraflarıyla günü vakfın anı belleğine kaydettiler.

İlber hocamız, konuşmasının sonunda gençlere seslenirken: Geleceğin dünyasında göçlerin durmayacağını, kalabalıklaşan yeryüzünde Çin 'in rolünün artacağını, kısacası bugünden çok daha zor yılların beklendiğine işaret etti ki yalnızca siyasal ve demografik yönden düşüncelerini açıkladı ve bu arada    LMV'nin katkısını belirtti. 

Etkinliğin bir sonraki aşamasında St. Benoit lisesi yöneticileri sayın Ortaylı'ya teşekkür armağanlarını verdiler ve vakfımızın genel sekreteri Sefer Güvenç'i sahneye çağırdılar.  Projenin hazırlanmasındaki emeği için özel teşekkürlerini ilettiler. O arada Sefer bey  İlber Ortaylı'ya büyük emekle hazırladığı LMV basımı Kuzey Yunanistan yerleşim isimlerinin mübadele öncesi ve sonrası isimlerinin yer aldığı atlası armağan etti.  

Sefer bey bu yıl her zaman olduğu gibi çok yoğun mübadele konusunda çalışmaya ve çağrıldığı tüm ilgili programlara katılıyor. Bunu yanında LMV gezi programlarını hazırlıyor. Mübadele kararının 95. yılı dolayısıyla üniversite ve liselerde de araştırmalar yapılıyor ve yoğun bir göç dalgasının tüm acılarıyla yaşandığı yeryüzünde, yapılan tüm alışmalar çok değerli ve anlamlı.

Saint Benoit Lisesi'ndeki etkinlikle ilgili unutamayacağım iki anıyı paylaşmak isterim. Her ne kadar öğrencilerin proje kapsamında hazırladıkları filmlerini izleyemesek de vakfimızın ''Mübadil Aile Öyküleri'' sergisinden bir bölümü öğrencilerin aile öyküleriyle ortak olarak sergileniyor ve fonda da mübadele müzikleri duyuluyor.  Sergiyi  gezerken Debreli büyükannesinin ve ailesinin öyküsü sergide yer alan öğrenci Sude ile tanışıp aynı coşkuyu ve duyguları paylaşmak öyle güzeldi ki unutulmaz. Çocuklara önerdiğimiz gibi önce Çatalca Mübadele Müzemiz daha sonra da ata topraklarına ziyaret  bugünü çok daha iyi anlamaları için çok önemli.

Bir güzel paylaşım da İlber Ortaylı'nın konuşmasının bir bölümünü FB'da  canlı paylaşırken ilk öğrencilerimden, sevgili meslekdaşım Gülbahar'ın etkilenip yazdığı yorumdu. çünkü o da çocuk yaşında Bulgaristan'dan zorunlu göçün hüznünü hep gözlerinde taşırdı. 

Savaşlar ve göçlerde çekilen acılar bir daha yaşanmasın diyerek, bu bahar gününe merhaba diyelim ve adalet için ayakta kalalım.




     

    


4 Şubat 2018 Pazar

SAVAŞIN GÖLGESİNDE MÜBADELENİN 95. YILINI ANMA

 Gündengüne kararan, savaşan dünyaya inat sevdiklerimizin ve dostluğun değerini daha çok anlamaya çalışmak nasıl da güç veriyor insanca yaşam uğraşında... 

Dün akşam Lozan Mübadilleri Vakfı'mızın Mübadele'nin 95. yılını anma etkinliklerinden biri olan geleneksel yemekli toplantımızdaydık. Üç yıl önce yazdığım gibi yine lodos fırtınası eşliğinde gittik çok iyi ağırlandığımız Armada Otel'in büyük salonuna. Yine deniz seferleri aksamıştı bu yüzden sevgili Ataberkler Bursa'dan gelemediler ama üç yılda azalan, yok olan pek çok insanca değerimize karşın yeni Türkiye'nin göz boyayan tünelleri ve yeraltı ulaşım ağları sayesinde İstanbul'dan isteyen herkes gelebildi toplantımıza.

İlk yıllarda birinci kuşak mübadillerin de katılımıyla çok farklı bir anlamı vardı tüm anma törenleri ve toplantılarının. Onların gözlerinde tüm canlılığıyla 'çekilen acıların bir daha yaşanmaması' dileğini okuyabilirdiniz, dördüncü kuşak filizlerinin ellerinden buketlerini alırken geleceğe nasıl ve sevinç ve umutla baktıklarını duyumsardınız ama artık anıları bizimle...

Vedia Elgün, zarif hanımefendi de katılamıyor artık. Sevgili Lütfü Karadağ'ımızla dansları, o güzelim sohbetleri hep bizimle yaşayacak. Refia Çeliker hanım ve Mehmet Filiz bey'i hiç unutmadığımız gibi.

Lütfü amcamız en son 2016' da bizimleydi. Geçen yıl sevgili kızları Tülin ve Gülgün ablalar ve büyük aile andık sevgi ve saygıyla. Bu yıl sadece oğlu Süleyman ve eşi Yasemen Karadağ katıldılar. 

Birinci kuşak mübadiller anılarımızın en güzel köşelerinde yerlerini alırken ikinci kuşakların vakfın kuruluşundaki temel taşları da katılamaz oldular son yıllarda. Çimen (Turan) ablamız Ödemiş'den tüm sevgisiyle ve özlemiyle duygularını yansıttı. Yola birlikte çıktıkları sevgili Müfide Pekin ve Semra Bayrı bizimleydiler. 

Sevgili Ümit bey ve Sefer bey sizin varlığınızda ve iki eski dost olarak birbirinizi tamamlamanızla bugünlere geldik. Derneğimizin Esat başkanının tanıtım enerjisini ve sanal medya yayınlarını yazmadan olmaz. Ve yönetim kurulumuzun tüm üyelerinin katkılarını da.  Masamıza tesadüfen oturan otel konuklarından olan çiftin dediği gibi kocaman bir aile olarak ne güzel andık, sohbet ettik, nefis yemekler yedik ve eğlendik.  

Vakıf yemeğimizin gelenekselleşen kurasında gerek bilet satışındaki ikna yeteneği, gerek sevimli kasa elemanı İpek'le uyumu ve çekilişteki usta yönetimiyle Ayşe Kavas bir numaraydı. En şanslı masa ise yan masaydı. Tüm armağan kitapların yanında Yunanistan gezisi de kazandılar.
Sağlıkla, neşeyle gezsinler.    

Gezi demişken; Sefer bey açılış konuşmasında bu yılki vakıf gezilerinin de müjdesini verdi. dış ilişkiler koordinatörümüz Sula Aslanoğlu'nun çalışmalarıyla koromuzun 23 Haziran Nea Apollonia konserinin de haberini aldık.     


Bu yıl yemeğimizin en anlamlı anısı mübadil ve mübadil dostu kadınlara verilen anı-belgelerdi. Vakfımızın emekçi genel sekreteri Sefer bey'in fikriyle hazırlanan ve sunulan belgeler hepimizi mutlu etti hele ülkemizde kadına şiddetin her geçen gün daha çok arttığı bu dönemde bu değerbilirliğin tüm topluma örnek olmasını isterdik...

Aldıkları alkışlarla sevgili koro şefimiz, müzisyenlerimiz ve solistlerimiz de müziğin ve sesin hoş sentezini sundular bize gönüllleriyle.

Bu yıl bir yeniliğimiz daha vardı: Vakıf bünyesinde açılan sirtaki kursumuzda başta on dört kişiyken, son anda beş kişilik bir takım olarak sevgili kursdaşlarımız bol alkış aldılar. Berivan'ın ve Ebru hocanın gayretleri de çok önemliydi. Daha sonra zeybetikolar ve zigoşlarla renklendi dans pisti.  

Ve bir güzel etkinlik de böyle  bitti. İsimlerini yazamadığım vakıf ailemizin üyelerinden özür diliyorum. Umudumuz bizden sonraki kuşakların da bizler gibi 'ÇEKİLEN ACILAR BİR DAHA YAŞANMASIN' diyerek toplu göçlerin en acımaz şekilde yaşandığı ve çare diye yaşanacağı gelecekte barışcıl çabalar için gönüllü olmaları, sevgi, bilgi ve saygıyla yaşamaları.


        














    

14 Ocak 2018 Pazar

NANA

 Nana benim kedimdi. Üç gün önce ayrıldı aramızdan. Nasıl alışmışım, nasıl bir bireyi olmuş evin ve hep birlikte nefes alacakmışız gibi düşünmüşüm; çok zor geldi bu ayrılık. Onu nasıl buldum ve bu denli benimsedim, bu kadar çok sevdim, anlatmak iyi gelecek...

Kızımın kedilerine baktım iki kez. Onları da çok sevdim ama Nana başkaydı benim için. İlk kez kendi kararımla kediciğim oldu.

Sokakta oynamadan büyüdüm ben, Tire'nin ana caddesindeki evimizde. Oyun alanım  evimizin mutfak kapısının  da açıldığı mübadele sonrası aileye verilen koca hanın kemerli üst pasajlarıydı. İlk anımsadığım kedi de handaki iki odanın kiracısı Giritli Zehra ninenin Sarman'ıydı. Hep okşar severdim Sarman kediyi; belki de babaannemin sürekli anlattığı 'toraman kedi' masalı çok  hoşuma gittiği için. 

Bir gün halamın evinde, küçük kuzenim bahçelerinde baktıkları yavru kediyi oyun olsun diye birdenbire kucağıma fırlattı. O anda minik yavrunun korkusu bana da
geçti ve yıllarca kedilerden uzak durdum ta ki bir gün yeğenim baktığı sokak kedisinin yavrularından birini kızıma verene dek.  Pati'yle yeniden kedili dünyam oldu, sonra da Torti'ye çok baktım. İkisi de geçici olarak kaldı benimle.

İki yıla yakın bir süre önce  yan komşum Nişantaşı Veteriner Kliniği'nin  genç veterinerlerine  kedi almak istediğimi ama sakin bir kedicik olursa çok sevineceğimi söyledim. Aradan bir kaç hafta geçti ve bir gün bana Nana'yı gösterdiler.

Sahipleri tüylerinin traş edilmesi bahanesiyle getirip bırakmışlar ve bir daha dönüp almamışlar, nerdeyse üç aydır kafeste kalmış Nanacık. Görür görmez çok sevdim onu. Nasıl güzel bakıyordu yemyeşil gözleriyle, nasıl masum, nasıl mahzundu. İsmini bile tam bilmiyorlardı, karnesi olmadığı için ama bırakanların Nana diye seslendiğini duymuş gibilerdi.

Zümrüt gözlü Chinchilla'yı, Nanacık'ı hemen evlat edindim ve anında alıştık birbirimize. Evin merdiveninde sürekli birlikte inip çıktık. Kitap okurken hep yanımda oturdu, yemek yaparken arkadaş oldu, yan çatıya gelen martılarla konuştu, geçen kış balkonu dolduran karın yağışını dikkatle izledi, hiç tırmalamadı, miyavlaması da farklıydı, sakindi hep, hiç huysuzluk yapmadı. Kedi fobisi olan arkadaşlarım bile çok sevdiler onu.    

Nefes oldu, can oldu bana ve sevdiklerime. Günlerin ışığı azalınca Nana'nın da gücü azaldı birden, 28 Aralık akşamüzeri Gezi Parkı'nda yürürken düşüp el bileğim ve kolumu kırınca o akşam bir operasyon geçirdim. Ertesi gün eve döndüğümde kediciğim hep ağlarcasına mama istedi benden.  Bir iki gün içinde iyice zayıfladı. Perşembe günü Ferruh arkadaşım (sokak hayvanlarının koruyucusudur yıllardır ) bana uğradı ve 
Nana'ya  tahlil yaptırmamı söyledi. O gün kucağımdan zor koptu veterinere giderken ve ben onu bir daha hiç kucaklayamadım, kolum alçıda olduğu için doyasıya sarılamadım.  

Miyopati  tanısı kondu sevgili kedime; bir  hafta içinde kas tutulumu arttı. Kuvözde kaldı 12 Ocak sabahına dek.  Her gidişimde o haliyle kalkmaya çalıştı, aradan patisini okşadım ve Cuma sabahı minik kalbi durdu bize kocaman sevgisini, anılarını bırakarak...

Yüreklerinde  sevgi taşıyan herkes anlayacaktır duygularımı. Günden güne yozlaşan bizlere tertemiz bir sevgidir onlardan kalan... 

12 Eylül 2017 Salı

ÖZLEMİN YA DA KAVUŞMANIN ŞENLİĞİ GAVUSTİMA



Sözcüklerin dünyası nasıl da büyülüdür taşıdıkları esintilerle, etkili kullanmasını bilene ve dinleyene, okuyana ne dünyalar yaratır. 25 Ağustos günü suyun öte yanında 'kavuşmak' sözcüğü bana büyülü bir dünya yansıttı 'gavustima' şenliğinde, 'kavuştum ya' diyebilen Karamanlı mübadillerin burcu burcu Anadolu kokan o yürek dolusu sevgi ve özlemle dopdolu  'gavustima' şenliğinde.


Bu yıl 19.kez Larissa'nın Farsala yerleşiminde düzenlenen Gavustima, Lozan Mübadelesi kararıyla Orta Anadolu kökenli ve konuştukları dil Karaman Türkçesi olduğu için Karamanlı diye adlandırılan, Büyük Kapadokya bölgesinden (Kayseri, Niğde, Konya, Karaman, Nevşehir ve Aksaray yöresi) yaklaşık 500.000 kişilik bir topluluğun topraklarından koparılıp diğer bir milyona yakın Anadolu Rum Ortodoksuyla Yunanistan'a değiş ve oradaki yarım milyon  Rumeli Müslümanının Anadolu topraklarına tokuş olmasıdır. 

Hiç de kolay değildir değiş tokuş olmak insanlar için. Kültürlerinden  koparılırlar her anlamda ve yerliyken yeni yerlerinde yabancı olurlar, muhacir olurlar birdenbire. 

En büyük insan değişimi doksan dört yıl önce başlatılınca, o günün iletişim ve ulaşım koşullarında en yakınlar bile yitirirler göç yolunda birbirlerini. Yürek yakan öyküler günden güne artar, kavuşmak bir düş gölgesi olarak kalır...

Yeni topraklarda yeni umutları yeşertmek için birbirlerine sarılırlar 'yeni/nea' sözcüğünü ekleyip geldikleri topraklarının isimlerindeki yeni yerlerinde. Ve derneklerini kurarlar kimliklerini, birliklerini yitirmemek için bir kez daha.Kuşaktan kuşağa geçer Anadolu kültürü. 

Bizim grubumuzun Farsala'ya ulaşana dek yol boyu gözlemlerinden bugünün göç öykülerinin acımasız koşullarını da yazmak gerek belki... Neyse ben sadece benim 'Gavustima' görme özlemimi unutmayıp gruba ekleyen LMD başkanımız Esat Ergelen'e bir kez daha teşekkür ederek ve LMV genel sekreterimiz Sefer Güvenç'in kulaklarını sürekli çınlattığımızı anımsatarak Gavustima şenlik alanına giriyorum.

Alanın girişindeki panoda mübadele resmedilmiş. Yitirdiğimiz tüm birinci ve ikinci  kuşak mübadillerimizin sevgilerine özlemin hüznüne kapılmışken karşı masada gülen yüzleriyle kadınların limonata ve Farsala helvası sunarak hoşgeldinleri kocaman bir Anadolu açık hava düğünündeymişim gibi hissettiriyor. 

Bizi karşılayan sevgili Sofia Kosmoglou ile sarılıyoruz ve o anda sahneye doğru ilerleyen mübadil kafilesini görüyoruz. Sanki o günleri yaşıyoruz bunca yıl sonra. Onlar oynamıyorlar, aile büyüdüklerinin yaşadıklarını bir kez daha yaşatıyorlar bize gözlerindeki acıyla.

Sonra yeni toprakta yeniden tüten ocak yansıtılıyor. Ve kavuşamadıklarına özlemlerini, hiç unutmadıkları halk türküleri ve danslarıyla yürekten sese ve bedene geçen duygularıyla her yaştan ve hep birlikte anlatıyorlar. 

Suyun öte yanından yedi kişiyiz. Üç akademisyen için iyi bir veri kaynağı 'Gavustima'. Bir yandan tam da o gün ülkemizde halk eğitim merkezlerinde halk dansları çalışmalarının yasaklandığı haberini almışız.  Bini aşkın kişi tüm sevgi ve dostluğumuzla oynarken bir yanımızı nasıl kararttılar yine...

Hüzne hayır, bu akşam. Sahne sürekli yeni ekiplere kucak açıyor. O güzelim otantik giysiler ve türküler eşliğinde halk dansları. En sevdikleri türküleri  paylaşayım:
Konyalı, Adanalı, Harman Yeri, İzmir'in Kavakları, Çanakkale, Kamayı Vurdum Yere, Aman Doktor ve Gesi ya da Keçi Bağları.

Gesi Bağları'nı her ne zaman duysam Kayseri, Develi, Karacaören'den ikinci kuşak  mübadili, geçen ay vefat eden Nikos Papazoğlu'nun sevgili Lütfü amcamla türkü söylerken atışmaları gelir aklıma. Işıklarda uyusunlar. 

Sahnede şu anda çok anlamlı bir etkinlik var. Kadınlar zeytin dikiyorlar ve çocuklar kendileri gibi fidan olan kadim meyve için dans ediyorlar. Yine bir kocaman bir soru yüreğimi yoran; 'neden bizde yasaklanır zeytin dikimi, neden betona kurban edilir zeytinlikler' derken 'Hronia Polla', 'Mutlu Yaşlar'  şarkısı söyleniyor. Ne güzel bir an, yeni yaşıma dostluğun sevgisiyle giriyorum, hep birlikte katılıyoruz lise yıllarımdan beri oynadığım halk oyunlarına.  

Sabah alışveriş ettiğimiz Yoanna teyzeyle 'Bekledim de Gelmedin' şarkısını söyledik.  Deniz kenarında tesadüfen bulup çok beğendiğimiz yerin adı Kadirağas imiş. İzmir'de yaşayan torunları ziyarete gelmişler bir kaç yıl önce. karşılaşmalar bitmez suyun iki yanında da. Bugün Farsala'ya ve Gavustima'ya veda ediyoruz.

İşte akşam oldu ve yine şenlik alanındayız. Vakıf ve dernek dostlarımızdan Muratis ve Petros da katılıyorlar masamıza.

Hep birlikte elele, omuz omuza, kolkola Anadolu'nun ortak öykülerini bir kez daha yaşatıyoruz. Eylül ve Esat'ın coşkulu dansları unutulmaz  Son olarak  Karaman Türkçesi ile yapılan duayı dinliyoruz. Sula ve Sofia şimdiden özlemişcesine sarılıyorlar birbirlerine... 

Hoşçakal özlemin şenliği Gavustima. Gelecek yıl Selanik'de buluşmak dileğiyle... 

Şu dünyada  sevgi ve dostluk olmasa nasıl dayanırız yapılan tüm kötülüklere.. 








    




                             


      

8 Temmuz 2017 Cumartesi

ADALETE YÜRÜMEK ADIM ADIM

Adım sözcüğünü böylesine güçlü kullanmamıştım 6 Temmuz'a dek. Attığımız her adıma; adımızı,onurumuzu, düşlerimizi, hukuka saygımızı, insanca yaşama arzumuzu ve paylaşmanın mutluluğunu ekledik. 

Haziran'ın 15'inde Ankara Güvenpark'dan başlamıştı yürüyüşe,  Gandhi'ye benzetilen ana muhalefet partisi liderimiz, sessiz, sakin ve kararlı olarak. Günden güne artan katılımla 24. gün İstanbul'a ulaşıldı 242.000 kişiyi aşarak. Biz yirmi ikinci gün katılabildik ve iyi ki o günü yaşadık. Sivil toplumun gücünü duyumsadık. 
Dilovası- Gebze etabını, o sıcak havada şarkılarla, türkülerle ve yürüyüş marşını söyleyerek tamamladık.

Yürüyüş marşını düzenleyen CHP milletvekili Nurhayat Altaca Kayışlıoğlu, eserin  Saadettin Kaynak'dan alındığını ve 1970'lerde Tahsin İncirci tarafından işçi marşı olarak uyarlandığını söylemiş.
             ''Geliyoruz  zincirleri kıra kıra hey
              Adaleti adım adım kura kura hey''

Sabah dokuzda Dilovası Tavşancıl'da Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Yahya Kaptan'ın kabrini ziyaretle başladı yürüyüş ve iki saat sonra mola verildi. Tıp doktorlarının da onayladığı gibi en sıcak saatlerde verilen uzun ara süresince tüm katılımcılar tarihe iz bırakacak salt barışcıl bir eylemde yer almanın kıvancını yaşadık 

Tentelerle örtülmüş,  kırmızı halılarla döşenmiş, masa ve sandalyelerin hazırlanmış olduğu mola yerinde her şey düşünülmüştü. Su, çay , dondurma, meyve ve yemek servisi son derece hızlı ve düzenli olarak yapıldı, o günün sorumluları Ataşehir, Beşiktaş ve Avcılar belediyelerinin görevlilerince. Konak Belediyesi'ni de görmek iyi geldi bir İzmirli olarak.

Hele o karpuz dağıtan gençlerin ışıl ışıl gözleriyle ''Biz bu karpuzları sevgiyle kestik, onun için bu kadar tatlılar.'' diyerek sunmaları çok hoştu.

Bizim masada eski tüfekler vardı. Yaşadıklarının izlerini taşıyan bakışlarıyla adaleti en çok onlar bekliyorlardı belki de... Unutulmayacak yüzlere eklendi yaşam öyküsünü dinlediğimiz, on dört yılını tutsak geçiren bilge sözlü, koca yürekli arkadaş. Birlikte düş kurduğumuz gencecik, çevresine ışık saçan kızımız... 

Adalet yazılı kasketleri almak için koştuk, halay çekenleri, ip atlayanları, caz band  müzisyenleri dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Tanıdıkları gördük, sevindik, sanki tüm ülke yeniden gülümsemeye başlamışcasına çok kısa bir an için ...

Nuriye ve Semih kardeşlerimizin fotoğraflarını taşıyan insan gibi insanı, Cerattepe mücadelecilerini, Pippa'nın anısını yaşatmak için de yürüyenleri gördük.

Miletvekillerimiz yanımızdaydı. Selen Sayek Böke güler yüzüyle dolaştı tüm masaları, Mustafa Akaydın hocamız, Manisa'nın sevgili vekili Tur Yıldız Biçer'le  birlikte yürüdük. birleşik Metal İş  Sendikası emekçileri yanımızdaydılar tüm içtenlikleriyle.

Yol boyu yanıbaşımızda bizimle yürüdü gencecik polisler, Gebze'ye yaklaşırken özel kuvvet polisleri sıralanmışlardı nerdeyse adım başı. Hepsi de öylesine genç, güzel ve yakışıklı filizlerdi ki aklıma Anıtkabir'de nöbet tutan askerler geldi.   

Bu anlamlı yürüyüşü desteklemeyenler de yol kenarında birikmiş ufak topluluklar ve sürücülerle de karşılaştık; 'şeytanın adaleti'' diye bağıranlar, işaret diliyle iletişimi seçenlere biz alkışla karşılık verdik.  

Öylesine kalabalık bir kitleydik ki ben yalnızca bize yakın olanları yazabiliyorum. Yürürken yalnız değildik, katılmayı çok istediği halde gelemeyen tüm dostlar için de yürüdük ve sanırım o yüzden enerjimiz hiç bitmedi, gücümüz hiç azalmadı. 

Söyleyemediklerimiz, yazamadıklarımız için yürüdük, sevgi ve barış dolu düşlerimiz için, son yıllarda yitirdiğimiz canlar  için, yüreklerimizde hep tazecik duran, betona direnen doğa sevgimiz için, gündengüne azalan sanat kurumlarımız için, çağdaş eğitim ve bilim için  ve çocuklarımıza daha güzel bir dünya bırakabilmek için ve haksızca tutsak olanlar için ve vicdanlarının sesini unutanların yeniden o en güzel sese kavuşmaları için attık adımlarımızı...  

Kararlarının tümünü desteklemesek de bize insan olmanın onurunu, adalet sözcüğünün gücünü ve sessizce direnmeyi bir kez daha anımsattığı için sayın Kılıçdaroğlu ve onunla emek veren herkese  sağlıklı bol nefesler dileğiyle yürekten teşekkürler.