23 Nisan 2020 Perşembe

23 NİSAN 2020 EVDEYİZ BAYRAMDAYIZ


Her yıl takvimler Nisan'ın 23'ünü gösterdiğinde çok mutlu olurum, her ne koşulda olursam olayım. Hem içimdeki çocuk bayramını kutlar hem de özgür ruhum 'halk egemenliği' inancıyla coşku duyar. Bu yıl 100. yılı yazmak istedim balkonumda dalgalanan kalpaklı ve ay yıldızlı  bayrağımın eşliğinde...

Çocukluk yaşlarımda var olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetiminde kutladığımız tüm ulusal bayramlar sorgulamaksızın sadece birlik ve neşeyle geçerdi. Hele 23 Nisanlar hepimiz için; katılacağımız törende hazırlanan giysiler, ezberlenen şiirler, hazırlanan müzikli gösteriler, halk oyunları ve gururla yürünen resmi geçitlerdi. Tüm öğretmenlerimiz en özenli şekilde hazırlanır, öğrencilerine eşlik ederlerdi. 

Okulumuzun adının yazılı olduğu panoyu taşımak da çok değerli bir görevdi. Saideciğimle bir kez birlikte taşımıştık büyük onur duyarak. Bayrak ve sancak taşımak çok önemli, bandonun majörünün asasıyla yaptığı figürleri izlemek de çok zevkliydi.             

Hava durumu da çok etkiliydi biz çocuklar için. Yağmur ve soğuk olmasın diye dua ederdik tüm saflığımızla. Doğrusu hiç kimse üşümek, ıslanmak istemezdi. Çünkü tören sonrası gezmeler, oyunlar devam ederdi.

Çocukluk anılarından sonra yüzyıl önce bu topraklarda neler olduğunu anımsayalım.    Ölümsüz liderimiz sadece Mustafa Kemal kimliğiyle ve  sonsuz öngörüsü ile meclisi en zor günlerde kurmuş ve ''23 Nisan, Türkiye milli tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık dünyasına karşı ayağa kalkan Türk halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.''demiştir.

Ve bizler için yaşamsal, ussal bir ilke olan ''Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir.'' tümcesini de söylemiştir.

Haydi gelin 23 Nisan 2020'ye dönelim. Bugün ne denli farklı bir ülkede, çağda ve dünyadayız. COVID 19 virüsü nedeniyle nice canların yittiği, hergün okuduklarımızla, dinlediklerimizden, izlediklerimizden yüreklerimizin yandığı zamanlardayız. Yine de üretmeye, ufacık mutluluklar yaratmaya, evde kaldığımız için şükretmeye, başta tüm sağlıkçılarımız olmak üzere dışarıda emek veren risk altındaki tüm çalışanlarımızın sağlığı için yakarmaya devam ediyoruz.

Öyle sağlam köklenmişiz ki 23 Nisan 1920'de adı kalan, 45 günlük tatile giren T.B.M.M.'ye karşın nasıl içten, nasıl canlı kutlama yapıyoruz. Başta bugünün 'küçük hanımları, beyleri' ve onların anneleri, babaları ve onları yetiştiren bizler ve bizleri yetiştiren Cumhuriyet'in ikinci ama en inançlı büyükleri biz nasıl mutluyuz her olumsuzluğa karşın. Gerçekten de ulusal egemenliğimizin 100. yılına evde kalarak en geniş ve gönülden katılımdayız. 

Balkonlardaki, pencerelerdeki her yaştan şarkı söyleyenlerimiz, 31 ilde sokağa çıkma yasağı olduğu için bize cadde ve sokaktan müzik yayını yapan belediyeler ve bugün hiç unutamayacağım genç görevli: Beyaz karantina giysisi içinde müziğe uyup dansederken kaç kişiye umut oldun bir bilsen. 

Bugün için sosyal medya kanallarından dinletilerini veren tüm sanatçılar, iyilik hareketine tüm katılanlar, 23 Nisan'ın 100. yılı için görüş belirten yazarlar, çizerler, bugüne özel 'Şükran Türküsü' besteleyen Fazıl Say, koromuz için özel klip ve video hazırlayan şefimiz, kısacası  bugünün anlamını ve yüzüncü yıla erişmenin sevincini taşıyan herbirimiz iyi ki varız.          


Bu insanlığın değerini bilenlerin mucizesidir. Bu ülkenin kurucu liderine ve onun yanında en zor şartlarda milletin temsilcisi olma onuruna erişenlerin anılarına saygı duyanların ve tıpkı yüzyıl önceki kuşağın değerini bildikleri gibi geleceğin kuşaklarına inananların bayram sevincidir. 

Ve bu yazı bir şükran yazısı olduğu için kötülere ve kötülüklere söz verilmeyecektir. 

Tarih tanıktır tüm olup bitene...         

                   

           

28 Ocak 2020 Salı

DEPREMLER VİRÜSLER ARASI BİZ KORO MÜZİK ALBÜMÜMÜZÜN TANITIM KONSERİNİ YAPTIK

Nasıl hissediyorsunuz son günlerde kendinizi? Karmakarışık bir dünyada kaybolmuş, haberlerin olumsuzluğunda uyuşmuş, her an yeni kötü bir haber alacakmış gibi değil mi? İşte bizim tüm bunlardan uzaklaşmamızı sağlayan büyük bir coşkumuz vardı; koromuzun CD'sini çıkarmak ve tanıtımını güzel bir konser salonunda gerçekleştirmek  

Ve bu hayalimizi 26 Ocak Pazar akşamı İstanbul'un en güzel salonlarından biri olan Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda verdiğimiz konserle gerçekleştirdik. Haydi gelin olumsuzlukları biraz olsun unutun ve bizim Lozan Mübadilleri Vakfı Koromuz'un müzik ve coşku dolu serüvenini okuyun.

Bundan bir buçuk yıl kadar önce bir CD'miz olsa diye başladık söze. Kalan Müzik'le görüşmelere başladık, çok amatör bir ruhla.O kadar çok çözümlenecek sorun ve verilecek konserimiz vardı ki yavaşladık bir süre. Sonra Kasım ayında tekrar gittik kalan Müzik'in çalışkan insanı Nursel hanımla görüşmeye. Bu kez çok kararlıydık. Telif hakları, muvaffakatnameler derken söz verdik kendimize. Bu yıl Mübadele Sözleşmesi'nin 97. yıldönümünde albümümüz elimizde olmalıydı. Şefimiz Garip Mansuroğlu genç yaşının tüm enerjisi ve coşkusuyla sabırlı stüdyo şefimiz Berk Falay'la başladı kayıtlara. Kayıt sözcüğü dilde söylemek kolay  da uygulaması gerçekten çok zor bir süreçti. önce tek tek yetenekli müzisyenlerimiz daha sonra koristlerimiz ve solistlerimizin kayıtları... 

Aramıza bir şarkısıyla destek vermesi için büyük besteci ve müzisyen Zülfü Livaneli'yi vakfımızın üyesi Oğuz Altay'ın dostluğu sayesinde kattık. Memleket Kokulu Yarim böylece eklendi albümümüze. 

Artık sıra salon bulmaya gelmişti. Yıllardır nice dinletisinde seyirci olduğum CRR'de konserimizi yapmak benim uğraşım olmalıydı. İlk konuşmayı yine bir dinleti akşamı Enes beyle yaptım. İBB Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü'nden Seda hanım'ın ismini aldım. İlk dilekçemizi yazıp vakfimızın beyni Sefer Güvenç'in imzasıyla müdürlüğe ulaştırdık. İsimlerinden üstte söz ettiğim iki genç İBB görevlisinin büyük desteği ve yol göstermesiyle CRR'den tahsis haberini aldığımızda çok mutlu olduk. Kalan Müzik'le bir sonraki görüşmemizde Nursel hanımın konser tarihimizi öğrendiğindeki yüz ifadesi bize yeldeğirmenleri ile uğraşan Don Kişot'u anımsattı. Ama bilirsiniz bir atasözümüz de vardır: Azmeden derviş muadına ermiş.

Son iki ay müthiş bir çaba ve takım çalışmasıyla tüm amatörlüğümüze karşın hiç vazgeçmedik. Vakıf başkanımız Ümit İşler de maddi manevi çabasıyla, vakıf genel sekreterimiz Sefer Güvenç tüm sorun çözme deneyimiyle ailece yanımızda oldular. Maddi manevi destekçilerimiz albümümüzün çıkması için gayret gösterdiler. Ofisimizin Ayşe Kavaslar'ı tüm yazı işlerimizi halletti. 

Prova yapmamız gerekiyordu sürekli olarak. Ne yazıkki vakfımızın küçücük salonu hem yeterli olmuyordu hem de dil kursları nedeniyle akşam saatleri hep doluydu. O evrede de koristimiz Ali Medeni devreye girerek kendi çabasıyla bize Beşiktaş Belediyesi Zübeyde Ana kültür Merkezi'nin Onat Kutlar Salonu'nu ayarladı. 

Grafik çalışmaları, ilk basın bülteninin komşumuz Kiraz Halkla İlişkiler danışmanlığında hazırlanması, her bir korist ve müzisyenimizin gönüllü PR çalışması,  sergimizin açılması, afiş ve el programının genç korist çiftimiz Elif ve Yağız'ın özverili çabalarıyla şekillendirilip basımı, Ayşe Buyan'ımızın kokteyl hazırlama sorumluluğunu alması, değerli solistimiz Nalan hanımın ve en yeni ama bir o kadar da azimli koristimiz Mahmut beyin ağır grip süreçleri derken, günlerden 23 Ocak olmuştu ki Nevin başkanımız müjdeyi verdi; albümümüz çıkmıştı.    

Koromuzun üyesi Uğur adı gibi uğur getirsin dileğiyle elinde bir kutuyla prova salonuna girdi. Ve şefimiz koromuzun el bebeği, gül bebeği albümümüz 'Hasretin İki Yakası'nı tek tek bize dağıttı. O an duygularımızla tek yürek olmuştuk. Evlerimize döner dönmez hemen dinledik tüm coşkumuzla. 

Konsere kalan iki gün boyunca sanırım hepimiz yoğun bir stres altındaydık. Ve CD'mizi elimize aldığımız saatlerde duyduğumuz Elazığ Sivrice depremi tüm neşemizi alıp götürmüştü. Biz de tüm davetlilerimize duyuru yaparak depremzedeler için destek istedik. 

26 Ocak Pazar günü bize büyük katkıda bulunan sahne yönetmeni Tufan bey, Çatalca Halk Oyunları ve Uçan Potinler ekipleriyle ilk sahne akışımızı gerçekleştirdik. Sıra konser giysilerimizi giyip hazırlanmaya geldiğinde saatler 18:30'u gösteriyordu. Burcumuz da yardım meleğimizdi o akşam.     

Kırmızı kadife perdenin arkasında sunucumuz, dernek başkanımız Esat Ergelen elinde metniyle ilk söze girdiğinde biz de tüm coşkumuzla hazırdık.

Ve perde, ve sahnenin büyüsü; herhalde verdiğimiz yüze yakın konserin içinde en heyecanlı hissettiğimiz konserde başta tüm enerjisi ve güler yüzüyle şefimiz, değerli müzisyenlerimiz, sevgili solistlerimiz,  tüm koromuz ve dansçılarımız basamakların dahi dolu olduğu bini aşkın izleyiciyi görünce kanatlandık günlerin getirdiği tüm yorgunluğa karşın. İlk yarıyı çok iyi bitirdik. Mübadele günlerine doğru gelişen süreci gerek sunum, gerekse dansçılarımızın yorumları ve bizim şaarkılarımızla yüreklere dokunarak yansıttık. Lütfü amcamızı andık, koromuzun bilge mübadilini...   İkinci yarıda bir ara hafiften  yavaşladık ancak kısa sürede toparlanıp coşturduk tüm konuklarımızı.

Tüm emek verenlerimize, tüm konuklarımıza çok teşekkür ediyor, 'çekilen acılar bir daha yaşanmasın' diliyoruz.  

Ve biz galiba güzel bir şey yaptık güzel bir ekip, tek yürek olarak.




        

                                                        

30 Ekim 2019 Çarşamba

PEMBE KÖŞKÜN CUMHURİYET HANIMEFENDİSİ VE CUMHURİYET BAYRAMI KONSERİMİZ

Gönüllü olmak ne güzeldir ya da bir işi inanarak yapmak. Biz 29 Ekim 2019'u, cumhuriyetimizin 96. yıl dönümünü Lozan Mübadilleri Vakfı Korosu olarak Ankara'da , İnönü Vakfı'nın Pembe Köşkünde Atatürk'ümüzün sevdiği şarkıları söyleyerek kutladık. Ve tüm duygularımızı yansıtmak için yazabildiğimizce paylaşmadan duramadık. 

Neden mi biz diyorum, yazan ben olsam da bu bir koro etkinliğiydi. Herbirimizin bu anlamlı etkinlikte emeği geçti.

!8 Ekim günü Cumhuriyet gazetesinde okuduğum İnönü Vakfındaki sergi haberiyle o akşam vakfın iletişim adresine vakfımızı ve koromuzu kısaca tanıtan ve eğer onay verirlerse Pembe Köşk'de Cumhuriyet Bayramı konseri vermenin bize  onur vereceğini belirten bir e-posta yolladım. 21 Ekim sabahı sayın Özden İnönü Toker'in özel kalem müdiresi Gönül hanımdan olumlu yanıt gelince çok sevinip hemen vakıf sekreterimiz Sefer Güvenç'e ve koro başkanımız Nevin Uzsoy'a, şefimiz Garip M. Mansuroğlu'na bu güzel haberi ilettim. Süremiz çok azdı. Ama hepimiz inandık ve bayram sabahı saat beşte şefimiz, beş müzisyenimiz sadece sağlık mazaretleri ve İstanbulda olmadıkları için  katılamayanlar dışındaki tüm koristlerimiz ve sekiz konuğumuzla yola çıktık. Vakıf başkanımız, genel sekreterimiz ve dernek başkanımızla gitmeyi çok isterdik. Ancak hepsinin memleket gezilerinde görevi vardı. Bu durum bize koro olarak çok daha fazla sorumluluk yükledi.

Öğle saatlerinde Pembe Köşk'e vardığımızda tüm zarafetiyle sevgili Özden hanım ve özel kalemi Gönül hanım tarafından karşılandık. Masmavi gökyüzüyle ve ılık güz havasıyla köşkün neredeyse bir asırlık bahçesindeki ağaçların çevrelediği küçük amfi tiyatroda çağırdığımız tüm Ankaralı akrabalarımız ve dostlarımız bizi bekliyordu. Orkestra bölümüne müzisyenlerimiz için konan kolçaklı sandalyelerin değiştirilmesi gerekince görevlilerden önce Özden hanım harekete geçti. 
İşte orada alçakgönüllüğün, özenin ne olduğunu aynı karşılamasındaki gibi bir kez daha gösterdi. Onun güzelim sadeliği bize de geçti. Tüm yol yorgunluğumuza karşın sadece kendi sesimizle, sevgili şefimizin her zamanki ışıltılı enerjisi ve deneyimli müzisyenlerimizin bizlere büyük desteğiyle dinletimize başladık. Hemen karşımızda söylediğimiz parçaların hüznüne ya da neşesine katılan başta sayın Özden hanım ve tüm dinleyenlerimizle sanki tek ruh olmuştuk. 

Önce Nazım Hikmet'in Kuvayi Milliye Destanı'nın unutulmazı 'Büyük Taaruz'u' duygu dolu sesiyle okuyarak başladı Ayşe'miz ardından biz Ankaranın Taşına Bak'ın ilk dörtlüğünü söyledik. Ve Sadri hocamız 'Bu Memleket Bizim' derken tüm inancıyla, koro olarak eşlik ettik Ankara Türküsü'nün ikinci dörtlüğüyle. 
Sıradaki parçalarımız: 'Bülbülüm Altın Kafeste', 'Vardar Ovası', 'Selanik Türküsü', 'Bir Fırtına Tuttu Bizi'de solistimiz Nalan Moray'dı', 'Drama Köprüsü' ve'Yemen Türküsü'nde solistimiz Fidan Kocabıyık'dı' İki solistimizi de sevgili Özden İnönü seslendirmelerinden sonra yanlarına gelip sarılarak kutladı.

Konserimizin ikinci bölümünde daha neşeliydik. 'Ramo Ramo' , 'Güldaniyem', 'Telgrafın Telleri', 'Berber Oğlan', 'Bilal Oğlan', 9/8 Potbori' ile devam ettik. Finalde 'İzmir Marşı' tüm coşkumuzla bizler ve tüm izleyiciler birlikte söyledik. Sonunda acapella olarak 'Yaşa Mustafa Kemal Paşa' derken başta Özden İnönü olmak üzere herkes ayakta alkışlıyordu.O anki duygularımızı tanımlamak zor. İki sözcükle yazarsak kıvançlıydık, mutluyduk...    

Cumhuriyet çınarı, İnönü ailesinin biricik kızları Özden hanım şefimizi yürekten kutladı. Vakfımızın armağanı kitaplarımızı sunduk. Geldiğimiz için çok teşekkür etti. '' Siz mübadiller iyi ki gelmişsiniz; bu vatana ne çok hizmetiniz dokundu.'' dedi   ve hiç unutmayacağım bir öğüt verdi. ''Ne güzel bir şey düşünmüşsünüz ve yapmışsınız. Bugün Cumhuriyet Bayramımızın coşkusunu birlikte yaşadık  Aklınıza gelenleri ertelemeyin, düşündüklerinizi hemen uygulayın'' diyerek.

Sonra hiç yorulmadan hepimizle tek tek fotoğraf çektirdi. Birlikte Pembe Köşkü gezdik. İlk başta iki katlı küçük bir bağ eviyken, doğan çocuklarla eklenen odaları anlattı. En önemlisi Atamız'ın küçük Çankaya evindeki yemek masası yetersiz kaldığından dolayı Pembe Köşk'e yemek salonu eklenmesini istediğini ve genç cumhuriyetin tüm önemli devlet kararlarının uzun saatler süren toplantılarda bu masada alındığını nakletti. Bu arada köşkün ziyaretçilerinden küçük bir kıza şunları söyledi: '' Biliyor musun, Atatürk arada ağabeylerimi ve beni sofraya çağırır, birşeyler sorardı. Bize öyle sevgi dolu gözlerle bakardı ki kendimizi özgüvenli hisseder ve çok mutlu olurduk. Sizler de onun düşündüğü gibi bilgili, eğitimli ve toplumda görev alan insanlar olmalısınız.''  Belki bu bilgileri daha önceden de okumuştuk ama o günlerin tanığından dinlemek bambaşkaydı.                         


Bizim için hazırladıkları ikramları tattıktan sonra bundan sonra farklı etkinliklerine katılmamızdan mutlu olacaklarını belirtip uğurladılar. Hatta giderken ''Arkanızdan su dökelim, yoculuğunuz iyi geçsin.'' demeyi de ihmal etmediler.

Artık Anıtkabir ziyaretindeydi sıra. hep birlikte Ankara caddelerinde otobüsümüzle yol alırken sevgili akordiyonistimiz Dr. Erdal bey bir Ankaralı olarak bize çok yararlı bilgiler vererek mihmandarlık yaptı. Başkentimizin önemli yerlerini ve Anıtkabir'e giden tüm yolların tek tek önemini anlattı. Çok teşekkür ediyoruz buradan  birkez daha.

Anıtkabir biz laik , demokratik sistemden asla vazgeçmeyenler için o muhteşem cumhuriyet insanlarıyla büyüleyiciydi. Tüm dünyanın saydığı Atamız'a ve hemen karşısında sonsuz uykusunu paylaştığı İsmet İnönü'ye sevgimizi bir kez daha sunup sessizce ayrıldık.

Okurken yorulmuş olabilirsiniz. Fakat bizim Ankara programımız  şefimizin konuksever dostları 111 Restoran'ın işletmecileri Filiz ve Ali kardeşlerin çok özel yemek  davetiyle süreceği için Kuğulu Park'da bir çay- kahve molası verdik. 

111 Restorandaki davet  masalara yerleştirilmiş bayrakları, kırmızı tabakları ve beyaz örtüleriyle. enfes yemekleriyle ve güzel müziğiyle bayram programızı en güzel şekilde tatlandırdı. Sevgili şefimiz bir Antakyalı olarak dostlarıyla bizi ve tüm konuklarımızı çok hoş ağırladı. Çok teşekkür ediyoruz bu sürpriz yemeği için. Koro olarak tek yapabildiğimiz verdiğimiz küçük bir dinletiydi.

Ve sabah dörtbuçuk gibi usta kaptanlarımız Selim ve Vahit beyler sayesinde rahat bir yolculuktan sonra evlerimize kavuştuk. 

Nice nice böyle anlamlı Cumhuriyet Bayramı kutlamalarımıza hep birlikte...             

             

8 Şubat 2019 Cuma

DOKSANALTINCI YIL UNUTULMAZ

 Her yıl Ocak ayının 30'u,  biz Lozan Mübadilleri Vakfı üyeleri, dostları ve göç yollarınındakilerin acılarını  duyumsayan tüm insanlar için farklı bir gündür. Doksanaltı yıl önce imzalanan 'Mübadele' sözleşmesi ile değişen yaşamların etkilerini taşıyan tüm kuşaklar bir arada olmak ister. 
Vakıf olarak bu yılki etkinliklerimize 19 Ocak Cumartesi Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezinde '' Hasretim İstabul-İstanbul Rumlarının Göç Öyküleri ve İstanbul'a Özlemleri'' sergisiyle başladık. Konuklarımızın anlatılarıyla renklenen gönüllü nöbetlerle desteklenen sergide aynı zamanda 'Mübadele' hakkındaki kitapları da görmek hoştu. 

Barış Manço Kültür Merkezi biz LMV koristleri için ayrı bir anlam taşır. Bu yıl üçüncü kez bu mekandaydık. Ve geçen yılki gibi salon yine bir çok dinleyicimizin dışarda kalmasına neden olacak denli doluydu. Merkezin müdüresinden başlayarak tüm elemanlarına içten teşekkür ediyoruz  tüm çabalarıyla etkinlikler boyunca yanımızdaydılar. Bir teşekkür de depodan tüm sandalyeleri dağıtan Can'a. Kendine yer kalmasa da diğerkamlık kanıtıdır, eylemi. Ve sevgili Mürüvvetcim, İzmir'den gelip çekimlerni, güler yüzlü desteğin içn sağol.      

Provalarımız bizim Vakıf ofisimizin artık bize küçük gelse de, gönül birliğiyle paylaştığımız çok işlevli odasında gerçekleşir. bu oda (hep yazarım) çok işlevlidir; Sefer bey'in sekretaryası/ yönetim ya da genel kurul toplantı odası/ aylık konferans mekanı/ haftaiçi üç akşam Yunanca dersliği/Salı akşamları LMV koro prova salonu. Bir de minik de olsa mübadil fotoğraflarının sergi yeridir. 

Bu kışın grip salgını nedeniyle bizler her provada biraz daha eksilen seslerimize karşın kalan sağlar işe yarar bakış açısıyla, ekmek kavgası, sınav telaşı ve uykusuz kalan sevgili müzisyenlerimizle, arada doğumgünlerimizi kutlayarak, ev mut3ffaklarından seçmelerle beslenerek geldik 25 Ocak'a.

Tülin Karadağ Eldener'imiz bize kırmızı gül- broşlar hazırlamıştı bu konserimiz için . Gerçekten de daha sonra fotoğraflara baktığımızda sahnede görüntümüz çok iyiydi Sağolsun Tülin ablamız.  Başrolde  o kalabalık ve havasız salona direnip bizi izleyen harika izleyicimiz, coşkusuyla hepimizi coşturan şefimiz Garip Mansuroğlu, son anda işten yetişip solosuna çıkanlarımız, güzel sesleriyle tüm solistlerimiz, emek verip tüm şarkıları yüreklerinden okuyan koristlerimiz  ve kendi açımdan bir ilk yaşayıp koro şarkılarımızın sunumunu yapan bendeniz unutulmayacak bir iki saat geçirdik.

26 Ocak Cumartesi Vakıf Mübadele söyleşilerinin konuğu dördüncü kuşak mübadil genç akademisyen Yonca Cingöz ''Bir Mübadil Ailenin Postbelleği: Göç, Mülksüzleşme ve Toplumsal Cinsiyet'' konusunda sunum yaptı. 

Ertesi gün  sıra Çatalca Nazım Özbay Kültür Merkezinde, Prof. Kemal Arı, Prof. Elçin Macar Ve LMV Genel Sekreterimiz Sefer Güvenç'in konuşmacı olduğu ''Çatalca ve Mübadele'' konferansındaydı.            

30 Ocak sabahı ARTI1 TV kanalında Nazım Alpman'la Sefer Güvenç'in Mübadele söyleşisini izlemek pek çok insan için çok aydınlatıcı olmuştur görüşündeyim Aynı akşam yine Barış Manço Kültür Merkezinde  ''Mübadele - Gidenler, Gelenler ve Kalanlar'' başlıklı bir panel vardı. 

Günlerden 2 Şubat Cumartesi. Gökyüzü ve Gürpınar sahili mavi, ellerde kırmızı karanfiller, yüreklerde yitirdiklerimizin anıları, esen rüzgara, dalgalara karşı ''Bülbülüm Altın Kafeste'' söylüyoruz. Sonra aramıza belediye başkanımız  Ekrem İmamoğlu katılıyor. Onunla ve diğer katılımcılarla tüm özlediklerimiz için '' Vardar Ovası'' selendiriyoruz ta içten...

Evet, Gürpınar sahili o gün tüm katılımcılarıyla( bu yılki anmada kardeşim ve kuzenimle birlikte olmak çok güzeldi)  ve yetmiş bir mübadil STK'nın ortak bildirisiyle yine tüm insanlığa seslendi. Hep birlikte gerçekten örnek bir merkez olan Beylikdüzü ATATÜRK Kültür ve Sanat Merkezine gittik aynı günün sunumu, paneli ve sonrasındaki konserimiz için. 

Vakfımızın Dış İlişkiler Koordinatörü ve gönüllümüz Sula Aslanoğlu ''Gürpınar'dan Yenice-i Vardar'a'' başlıklı sunumu ve sonrasında Prof Kemal Arı ve Paschalidis Valsamidis'in katıldığı paneli izleyen  ''İki Kere Yabancıydılar'' sergisinin açılışıyla dopdolu bir gün geçti. Saatler  18.00'i gösterirken biz koro olarak bu kez suyun iki yanını sembolize eden mavi fularlarımızla sahnedeyiz. Bu kez bize eşlik eden sevgili Müge ve Emre Toker'in emek verdiği Çatalca  Bir Sandık Bin Emanet'in harika dansçıları da bizimle. 

Dinleti ve halkoyunlarının yörede en sevilen örnekleri, Lütfü Karadağ'ımızı andığımız Samyotissa ve işte bu etkinlik de bitti. 

Gürpınar Trakyalılar ve Rumelililer Derneği başkanı Tarık Küçük ve üyeleri, Evimiz Beylikdüzü Derneği ve Beylikdüzü Belediyesi bizi o sıcacık konukseverlikleriyle akşam yemeğinde de ağırladılar. Sağolsunlar. Daha nice anmalarda buluşalım.     

3 Şubat akşamı Armada Otel'de gelebilen tüm dostlarla geleneksel yemeğimize katıldık. gecenin en anlamlı anı sevgili Müfide Pekin'e onursal başkanlığın takdimiydi. Kurucu üyelerden Füsun Çeliker de oradaydı. Kurucu başkanımız Sayın İbrahim İşler'in eşi Sabriye hanımımıza verilen armağanın da manevi değeri çok önemliydi. Lale Sanalan'ımızın jesti unutulmaz. 
Koromuzun genç solistleri, Zigoş dansları, çekilişlerle bir yemek daha geçti.  

Hepinizi 09 Şubat Cumartesi saat 14.00'de derneğimizin sevgili başkanı Esat Halil Ergelen'in ''Mübadele Karikatürleri'' konulu sunumuna bekliyoruz. 

Biz LMV korosu olarak yine yeni dinletilerimiz için ve hepsinden daha kalıcı olacağını düşündüğümüz Kalan Müzik'den çıkacak, suyun iki yanına özgü ortak türkü ve şarkılardan oluşan CD'mizin hazırlıklarında olacağız  

Esen kalın. Yüreklerimiz sevgi ve barış dolu bir dünya için atsın.     

    


     



    

       

22 Ekim 2018 Pazartesi

SAHNEDEYDİ ORTAK ÖYKÜLER


İyi haberlere özlem duyduğumuz zamanlardayız uzun süredir.  Biz Lozan Mübadilleri Vakfı Korosu  olarak çok güzel, çok anlamlı bir etkinliğin  içinde yer aldık ve bunu  yazmak, paylaşmak istedim karamsarlığa ve umutsuzluğa direnmek için. 

Koromuzun genç ve çalışkan şefi sevgili Garip hocamız bizi toplantıya çağırdı Eylül başında. Vakfımızın genel sekreter ofisi/ konferans salonu/dersane/ koronun zaman zaman 30 kişiyi aşan nüfusunu barındıran çok kimlikli odasından içeriye gözleri ışıl ışıl bir genç girdi.  Ve biz  hem sevgili Ozan Baysal'la hem de onların 'mübadele' projesiyle o gün   tanıştık. Öyle içten anlattı ki  ben de aynı içtenlikle anlatıcılardan biri olmak isteğimi aktardım. Çünkü  konu benim çocukluğumda babaannemden dinlediğim  vatandan ayrılık ve yeni vatana yolculuğun iki taraftan anlatımıydı. 

Bizim büyüklerimizin göç öyküsü 30 Ocak 1923'de Türk ve Yunan taraflarınca Lozan'da  imzalanan Türk-Rum Nüfus Mübadele Anlaşması ile başlamıştı. Diğer göçlerden farkı iki devlet arasındaki resmi anlaşmaya dayalı ve zorunlu  olmasıydı.   

Savaşlar ve göçler hiç bitmedi ve günümüzde de tüm acısıyla, perişanlığıyla ve her yaştan can kayıplarıyla yoğun şiddette sürüyor. Medyanın ve yüksek teknolojinin yayılmacı politikasıyla belleklerimize görselliğin doruğunda kazınıyor. O yüzden antlaşmadan 60 yıl sonra doğmuş gençlerin 'mübadele'  konusunda eser sunmaları çok önemli, çok değerli her açıdan. 

Etkinlikten üç gün önce biz anlatıcılar ilk provamızı yaptık ve yeni tanıştığımız arkadaşlarımızla  Despina  ve Ayşe'nin öykülerini birbirimizden dinlerken hüzünlendik. 

Cuma günü ilk genel provamız unutulmaz anlarla dolu geçti.
Biz LMV korosu olarak Türk-Yunan dostluğuna ve mübadil aile anılarına destek vermek için onlarca konser verdik. Ortak şarkılarımızı diğer koroların üyeleriyle kolkola, omuz omuza söylerken birlikte hüzünlendik, ağladık. Konser sonrası kurulan sofralarda dostluğa birlikte güldük, neşelendik. Ama bu prova çok farklıydı. 

İlk kez akademik bünyede, profesyonel sanatçılarla ortak sahne alacaktık. Bestecimiz Recep Gül, proje yürütücümüz Ozan  Baysal, orkestra şefi Murat Cem Orhan, sahne amiri  Cesur Özdemir, orkestranın üyeleri, Garip hocamızla koromuz, onlara ve biz anlatıcılara  eşlik edecek müzisyenler ve iki sopranomuz ilk kez bir araya geldik ve sahne akışına uygun olarak provaya başladık.

Sopranolarımız Canan Özgür ve Lito Messini aryalarıyla bizi o günlere götürdüler, çağıldayan sesleriyle. Müzik büyüleyiciydi. Koromuz ilk kez çalıştığı müzisyenlerle hiç zorluk çekmeden beş ortak parçayı seslendirdi. Bunda hocamızın çabasının ve tükenmeyen eneerjisinin payını da vurgulamak gerek. Biz anlatıcılar öykülerimizle etkiledik dinleyenlerimizi. Ben Sula ile aynı öyküyü seslendirdiğim için çok rahattım provalarda. İkimiz de LMV gönüllüsüydük yıllardır.   

Cumartesi öğleden sonra 600 kişilik Mustafa Kemal Amfisi'nde son provamızı yaptık. Amatör  ve profesyonel olarak hepimiz büyük bir heyecan içindeydik. Sevgili soprano Lito'nun ikramı lokumlar, Alexandros'un çukulata servisi, çay, kahve ve kurabiyelerle dolu masa ortak oldu coşkumuza.

Ve sahne... Nefeslerimizi tutarak  dinledik sırası gelen arkadaşlarımızı. Tüm izleyiciler de sahneden yayılan hüzne, sopranolarımızın lirik yorumlarına, koromuzun tüm parçaları mübadele ruhuna uygun seslendirişine, müzisyenlerimizin biz anlatıcıların öykülerine kanun, ud, kemança ve bağlamayla eşliklerine büyük bir sessizlikle katıldılar. 

Sula ve benim sıram Lito'nun 'Üç Bin Ruh' aryasından sonraydı. Canım kuzenim Gülru'nun sesi sanki sonsuzluktan yankılanıyor, babaannemin anıları Ayşe ve Despina'nın memleketlerine son bakışlarını anlatan  bölümümüzde yeniden canlanıyordu. Belki de o nedenle gözler doluyordu...

Benim için bir düşün gerçekleşmesiydi aile öykülerimizin hüznünü  sahnede paylaşmak. Hele  bunu gencecik canlarla iki dilde ve iki yakanın ortak öyküleriyle ortak sahnelemek unutulmazdı.  Sevgili Ozan, Recep ve Alexandros ne iyi ettiniz, bu projeyi hayata geçirdiniz. Konuşmalarınızda  projenin başında Lozan Mübadilleri Vakfı'ndan aldığınız destekten de söz etmeyi unutmadınız.  

Seyircimizin o güzelim alkışlarından, kutlamalarından da güç alarak dilerim: Daha nice sahnelemeler olsun ve nice eserleriniz bu dünyaya  güzellik, dostluk eklesin müziğinizle. 

Ve son söz: Sevgili  koro şefimiz Garip M. Mansuroğlu senin dostlukların ve azminle bu projede yer aldık. Yürekten dilerim senin ve koromuzun çok istediği CD kaydımız  sevenlerimizin de desteğiyle en kısa sürede gerçekleşsin...            
       

    

21 Nisan 2018 Cumartesi

GENÇLER VE MÜBADELE PROJELERİ



Gençler umudumuz ve geleceğimiz. Onların bakış açılarıyla hazırladıkları çok anlamlı bir etkinlikteydik iki gün önce. 30 Ocak 1923 tarihinde  Lozan Antlaşması ile karar verilen nüfus mübadelesi ile ilgili hazırladıkları programa katıldık, Lozan Mübadilleri Vakfı ve Derneği  olarak. 

Etkinliği geçmişi 235 yıla dayanan Saint Benoit Fransız Lisesi'nin sosyal bilimler projesinde yer alan öğretmen ve öğrenciler hazırlamıştı. İnce ayrıntılara özen gösterilerek karşılanan konuklar, yemyeşil bahçeden Silhouette salonuna alındık. İki öğrencinin sunuş konuşmasından sonra okulun Fransız ve Türk müdürleri iki dilde yaptıkları konuşmalarında emek veren tüm öğrenci, öğretmen ve vakfımıza ve onur konuğuna teşekkür ettiler  
  
Etkinliğin onur konuğu İlber Ortaylı idi. Tarihçi kimliği ve engin bilgisi, derin kültürü ile gündemi mükemmelce harmanlayan bilim insanını konuşurken izlemek ayrıcalıktı. Dernek başkanımız Esat Ergelen canlı yayınla, Necmettin Güvenç kamerasıyla, Berivan Yıldız fotoğraflarıyla günü vakfın anı belleğine kaydettiler.

İlber hocamız, konuşmasının sonunda gençlere seslenirken: Geleceğin dünyasında göçlerin durmayacağını, kalabalıklaşan yeryüzünde Çin 'in rolünün artacağını, kısacası bugünden çok daha zor yılların beklendiğine işaret etti ki yalnızca siyasal ve demografik yönden düşüncelerini açıkladı ve bu arada    LMV'nin katkısını belirtti. 

Etkinliğin bir sonraki aşamasında St. Benoit lisesi yöneticileri sayın Ortaylı'ya teşekkür armağanlarını verdiler ve vakfımızın genel sekreteri Sefer Güvenç'i sahneye çağırdılar.  Projenin hazırlanmasındaki emeği için özel teşekkürlerini ilettiler. O arada Sefer bey  İlber Ortaylı'ya büyük emekle hazırladığı LMV basımı Kuzey Yunanistan yerleşim isimlerinin mübadele öncesi ve sonrası isimlerinin yer aldığı atlası armağan etti.  

Sefer bey bu yıl her zaman olduğu gibi çok yoğun mübadele konusunda çalışmaya ve çağrıldığı tüm ilgili programlara katılıyor. Bunu yanında LMV gezi programlarını hazırlıyor. Mübadele kararının 95. yılı dolayısıyla üniversite ve liselerde de araştırmalar yapılıyor ve yoğun bir göç dalgasının tüm acılarıyla yaşandığı yeryüzünde, yapılan tüm alışmalar çok değerli ve anlamlı.

Saint Benoit Lisesi'ndeki etkinlikle ilgili unutamayacağım iki anıyı paylaşmak isterim. Her ne kadar öğrencilerin proje kapsamında hazırladıkları filmlerini izleyemesek de vakfimızın ''Mübadil Aile Öyküleri'' sergisinden bir bölümü öğrencilerin aile öyküleriyle ortak olarak sergileniyor ve fonda da mübadele müzikleri duyuluyor.  Sergiyi  gezerken Debreli büyükannesinin ve ailesinin öyküsü sergide yer alan öğrenci Sude ile tanışıp aynı coşkuyu ve duyguları paylaşmak öyle güzeldi ki unutulmaz. Çocuklara önerdiğimiz gibi önce Çatalca Mübadele Müzemiz daha sonra da ata topraklarına ziyaret  bugünü çok daha iyi anlamaları için çok önemli.

Bir güzel paylaşım da İlber Ortaylı'nın konuşmasının bir bölümünü FB'da  canlı paylaşırken ilk öğrencilerimden, sevgili meslekdaşım Gülbahar'ın etkilenip yazdığı yorumdu. çünkü o da çocuk yaşında Bulgaristan'dan zorunlu göçün hüznünü hep gözlerinde taşırdı. 

Savaşlar ve göçlerde çekilen acılar bir daha yaşanmasın diyerek, bu bahar gününe merhaba diyelim ve adalet için ayakta kalalım.




     

    


4 Şubat 2018 Pazar

SAVAŞIN GÖLGESİNDE MÜBADELENİN 95. YILINI ANMA

 Gündengüne kararan, savaşan dünyaya inat sevdiklerimizin ve dostluğun değerini daha çok anlamaya çalışmak nasıl da güç veriyor insanca yaşam uğraşında... 

Dün akşam Lozan Mübadilleri Vakfı'mızın Mübadele'nin 95. yılını anma etkinliklerinden biri olan geleneksel yemekli toplantımızdaydık. Üç yıl önce yazdığım gibi yine lodos fırtınası eşliğinde gittik çok iyi ağırlandığımız Armada Otel'in büyük salonuna. Yine deniz seferleri aksamıştı bu yüzden sevgili Ataberkler Bursa'dan gelemediler ama üç yılda azalan, yok olan pek çok insanca değerimize karşın yeni Türkiye'nin göz boyayan tünelleri ve yeraltı ulaşım ağları sayesinde İstanbul'dan isteyen herkes gelebildi toplantımıza.

İlk yıllarda birinci kuşak mübadillerin de katılımıyla çok farklı bir anlamı vardı tüm anma törenleri ve toplantılarının. Onların gözlerinde tüm canlılığıyla 'çekilen acıların bir daha yaşanmaması' dileğini okuyabilirdiniz, dördüncü kuşak filizlerinin ellerinden buketlerini alırken geleceğe nasıl ve sevinç ve umutla baktıklarını duyumsardınız ama artık anıları bizimle...

Vedia Elgün, zarif hanımefendi de katılamıyor artık. Sevgili Lütfü Karadağ'ımızla dansları, o güzelim sohbetleri hep bizimle yaşayacak. Refia Çeliker hanım ve Mehmet Filiz bey'i hiç unutmadığımız gibi.

Lütfü amcamız en son 2016' da bizimleydi. Geçen yıl sevgili kızları Tülin ve Gülgün ablalar ve büyük aile andık sevgi ve saygıyla. Bu yıl sadece oğlu Süleyman ve eşi Yasemen Karadağ katıldılar. 

Birinci kuşak mübadiller anılarımızın en güzel köşelerinde yerlerini alırken ikinci kuşakların vakfın kuruluşundaki temel taşları da katılamaz oldular son yıllarda. Çimen (Turan) ablamız Ödemiş'den tüm sevgisiyle ve özlemiyle duygularını yansıttı. Yola birlikte çıktıkları sevgili Müfide Pekin ve Semra Bayrı bizimleydiler. 

Sevgili Ümit bey ve Sefer bey sizin varlığınızda ve iki eski dost olarak birbirinizi tamamlamanızla bugünlere geldik. Derneğimizin Esat başkanının tanıtım enerjisini ve sanal medya yayınlarını yazmadan olmaz. Ve yönetim kurulumuzun tüm üyelerinin katkılarını da.  Masamıza tesadüfen oturan otel konuklarından olan çiftin dediği gibi kocaman bir aile olarak ne güzel andık, sohbet ettik, nefis yemekler yedik ve eğlendik.  

Vakıf yemeğimizin gelenekselleşen kurasında gerek bilet satışındaki ikna yeteneği, gerek sevimli kasa elemanı İpek'le uyumu ve çekilişteki usta yönetimiyle Ayşe Kavas bir numaraydı. En şanslı masa ise yan masaydı. Tüm armağan kitapların yanında Yunanistan gezisi de kazandılar.
Sağlıkla, neşeyle gezsinler.    

Gezi demişken; Sefer bey açılış konuşmasında bu yılki vakıf gezilerinin de müjdesini verdi. dış ilişkiler koordinatörümüz Sula Aslanoğlu'nun çalışmalarıyla koromuzun 23 Haziran Nea Apollonia konserinin de haberini aldık.     


Bu yıl yemeğimizin en anlamlı anısı mübadil ve mübadil dostu kadınlara verilen anı-belgelerdi. Vakfımızın emekçi genel sekreteri Sefer bey'in fikriyle hazırlanan ve sunulan belgeler hepimizi mutlu etti hele ülkemizde kadına şiddetin her geçen gün daha çok arttığı bu dönemde bu değerbilirliğin tüm topluma örnek olmasını isterdik...

Aldıkları alkışlarla sevgili koro şefimiz, müzisyenlerimiz ve solistlerimiz de müziğin ve sesin hoş sentezini sundular bize gönüllleriyle.

Bu yıl bir yeniliğimiz daha vardı: Vakıf bünyesinde açılan sirtaki kursumuzda başta on dört kişiyken, son anda beş kişilik bir takım olarak sevgili kursdaşlarımız bol alkış aldılar. Berivan'ın ve Ebru hocanın gayretleri de çok önemliydi. Daha sonra zeybetikolar ve zigoşlarla renklendi dans pisti.  

Ve bir güzel etkinlik de böyle  bitti. İsimlerini yazamadığım vakıf ailemizin üyelerinden özür diliyorum. Umudumuz bizden sonraki kuşakların da bizler gibi 'ÇEKİLEN ACILAR BİR DAHA YAŞANMASIN' diyerek toplu göçlerin en acımaz şekilde yaşandığı ve çare diye yaşanacağı gelecekte barışcıl çabalar için gönüllü olmaları, sevgi, bilgi ve saygıyla yaşamaları.